top of page

“BİZ DE VARIZ”

Yazıma başlarken, bu projenin nasıl ortaya çıktığından ve neden motosikletleri ele aldığından kısaca bahsetmek isterim. Yeniden işsizler kervanına katıldığım bir dönemde kendime bir söz verdim: Aldığım tazminatla bir kamera alacak ve eğitimini aldığım, esas mesleğim olan sinemaya geri dönecektim. Uzun araştırmalar ve yoğun bir düşünme sürecinin ardından bugün hâlâ kullandığım kameramı satın aldım. Ardından kurgu setimi kurdum, masamı hazırladım. Artık tek bir şey eksikti: anlatacak bir hikâye. İkinci belgesel filmim “Biz de Varız”, tam da bu noktada doğdu.

Peki bu proje nasıl ortaya çıktı? Ne anlatmak istiyordu?

25 Mart 2010’da İstanbul’da düzenlenen “Twestival” etkinliğinde, değerli büyüğüm ve fotoğraf sanatçısı Yeşim Mutlu’nun davetiyle çekim yapmak üzere oradaydım. O gece birçok fotoğraf sanatçısıyla tanıştım. Çiğdem Tatlısert ile de ilk kez o akşam karşılaştık. Çok sohbet edemedik; ancak onun motosiklet sürücüsü olduğunu daha sonra bir röportaj sayesinde öğrendim. İşte o an zihnimde bir kıvılcım çaktı. Yeni filmim, kadın motosiklet sürücüleri üzerine olabilirdi. Bu benim için bilinmeyen bir alandı. Arabalara ilgim vardı, ama motosiklet dünyasına dair neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. “Yapabilir miyim, yapamaz mıyım?” soruları arasında gidip gelirken, araştırmaya başladım. Sorularımı parçalara böldüm, adım adım ilerledim. Başlangıçta tek bir hedefim vardı: Elimden gelenin en iyisini yapmak ve bu süreçte kendimi geliştirmek.

Araştırmalarım sürerken, 23 Haziran 2010’da “RideTurkey” grubunun bir toplantısına katıldım. Bu toplantı, hem hikâyemin hem de yolculuğumun dönüm noktalarından biri oldu. İnsanları tanıdıkça, hikâyeler birikmeye başladı. İlk aşamada; forumlar, dergiler, internet siteleri… Konuya dair ne varsa okudum. İkinci aşamada ise anlatım biçimini aradım. İzlediğim yabancı bir belgesel bana yol gösterdi: farklı mesleklerden insanların kendi hikâyelerini anlattığı bir yapı. Ben de filmimi bu şekilde kurmalıydım. Üçüncü aşamada farklı mesleklerden kadın motosiklet sürücüleri aradım. Filmin sınırlarını belirledim: En fazla beş kişi olmalıydı ve her biri birbirinden farklı bir hikâye taşımalıydı.

Bu doğrultuda; fotoğraf sanatçısı Çiğdem Tatlısert, müzisyen Hande Ateş, milli sporcular Name Ekin ve Burcu Özatamer, çevirmen Gökçe Karakurt ile bir araya geldim. Hepsi projeye inanarak bu yolculuğa dahil oldu. İlk adımı Çiğdem ile attık. 21 Ağustos 2010’da gerçekleştirdiğimiz gece sürüşü çekimi, benim için bir denemeydi ama aynı zamanda bu filmin gerçekten var olabileceğini hissettiğim andı. Bağdat Caddesi’nde gece yarısı çekim yapmak, hayatı başka bir pencereden izlemek gibiydi. Ardından birlikte çıktığımız Halfeti – Hasankeyf – Mardin yolculuğu, filme sadece görüntü değil, ruh da kattı. Hande Ateş ile bir toplantıda tanıştım. Onun enerjisi, sahnedeki varlığı ve motosikletle kurduğu bağ filme güçlü bir ritim kattı. Kalamış’ta yaptığımız çekimler ve sahne performansları, filmin akışını belirleyen önemli parçalar oldu. Name Ekin ile tanışmam ise bambaşka bir deneyimdi. Onun hikâyesi, disiplini ve tutkusu filmi taşıyan omurgalardan biri haline geldi. Çamlıca’daki çekimler, bu hikâyenin en sade ama en etkili anlatımlarından biriydi. Bir noktada bazı karakterleri filmden çıkarmak zorunda kaldım. Bu karar kolay değildi. Ama filmin ritmi bunu gerektiriyordu. Burcu ile tanışmam bir motosiklet fuarında gerçekleşti. Onunla çalışmak için Fethiye’ye gittim. İlk başta projeye inanmadığını itiraf etti; ama benim oraya gitmem, bu işin ciddiyetini gösterdi. Birlikte geçirdiğimiz günler, sadece bir çekim süreci değil, aynı zamanda güçlü bir dostluğun başlangıcıydı. Son olarak Gökçe Karakurt… Bir anne, bir çalışan kadın ve bir motosiklet sürücüsü olarak filmde çok önemli bir denge kurdu. Onun hikâyesi, filmin en gerçek ve en dokunaklı katmanlarından biri oldu.

Tüm çekimler tamamlandığında, geriye sadece şunu fark etmek kaldı: Bu film yalnızca motosiklet üzerine değildi. Bu film, “var olma” meselesiydi. “Biz de Varız”, erkek egemen bir alanda kendi yerini açmaya çalışan kadınların hikâyesiydi. Motosiklet burada bir araçtan öte, bir semboldü. Özgürlüğün, direncin ve görünür olmanın sembolü.

Prodüksiyon süreci ise en az hikâyenin kendisi kadar zorluydu. Toplam 6.800 TL’lik bir bütçeyle yola çıktım. Teknik imkânlar sınırlıydı. Sponsorluk başvurularım sonuçsuz kaldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek alamadım. Ama buna rağmen vazgeçmedim. Çünkü bu film, sadece bir proje değildi. Bir inançtı. Filme asıl değer katan şey; benimle yürüyen, kendi hikâyelerini cesaretle paylaşan bu kadınların varlığıydı. Hepimizin ortak noktası, kendi ayaklarımız üzerinde durma çabamızdı. Ve belki de bu yüzden bu filmin adı en başından belliydi: “Biz de Varız.”

2011

Yönetmen Şenay Ertorun

Fotoğraflar Çiğdem Tatlısert

bottom of page